..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: venüs7273

 Eser Sıra numarası: 210226eser14



                                                     HAZİNENİN SAHİBİ OLMAK

       İnsanlık, var olduğu ilk andan itibaren merak duygusu ile hareket etmiştir. Ateşi merak edip sıcağını, yanmayı keşfetmiştir. Buzu merak edip soğukluğunu, kayganlığını keşfetmiştir. Bitkileri yiyip tatlarını, hatta zehirlenmeyi keşfetmiştir. Bu duygu insanı öğrenmeye, bilgi edinmeye iter. Yani günümüzde sahip olduğumuz her şey, insan merakının bir sonucudur. Geniş bir çerçeveden baktığımız zaman, bilginin daima iyi duyguları ve gelişmeyi sağladığını görürüz. Ancak her şey göründüğü kadar basit olmayabilir. Biraz ayrıntıya inersek bunu daha iyi anlayabiliriz.

     Öncelikle, nedir bu bilgi? Nasıl insanları değiştirebilir, varlığı nasıl hiyerarşi sağlayabilir tüm dünyada? Sözlük anlamına bakacak olursak bilgi, gözlem ve araştırma yoluyla elde edebildiğimiz her türlü gerçektir. Peki, bu açıklama bilginin sebep olduğu tüm karmaşaları ve soru işaretlerini açıklayacak kadar yeterli midir? İlk Çağ’dan beri filozoflar için bir tartışma konusu olan bilgi teorisi, yapılmış tanımlardan çok daha derindir. Örneğin bilginin tanımına baktığımız zaman gözlem ve araştırmaya ihtiyacımız olduğunu anlarız. Ancak felsefi anlamda bilgi böyle değildir. Epistemolojiye göre bilgi, gözlem ya da kanıt gerektirmeyebilir. Aristoteles’in yaptığı bilgi sınıflandırmasına göre a priori ve a posteriori bilgi vardır. A priori bilgi dediğimiz grupta, “doğuştan gelen bilgi” olarak tanımlayabileceğimiz kavramlar vardır. Buna zaman ve mekânı örnek verebiliriz. Bir bebek doğduğu andan itibaren bir mekânın içinde olduğunu büyüklerinden öğrenmeksizin kavrayabilir. A posteriori bilgi dediğimiz grupta ise, sonradan edindiğimiz bilgiler vardır. Dünya dışında da gezegenlerin var olduğu bilgisi, a posteriori bilgiye örnek verilebilir.

Sizlere bilgi felsefesinin en temel sorularını sormak istiyorum: Biz bir şeyleri bilebilir miyiz? Ya da neleri bilebiliriz? Bir saksı üzerinden yola çıkalım. Mavi renkli, plastik bir saksı hayal edin. Uzaktan baktığımızda görüntüsü, rengi ve büyüklüğü hakkında fikir sahibi olabiliriz. Saksıyı elimize aldığımızda kütlesi, şekli, dokusu hakkında fikir sahibi olabiliriz. Mikroskobik boyutta incelediğimizde ise iç yapısı ve tanecikleri hakkında fikir sahibi olabiliriz. Hakkında bu tür bilgiler topladığımızda biz bu saksıyı biliyor olur muyuz? Belki bir nebze, ancak sadece üçüncü boyutta kavramış oluruz. İnsan algıları, nesneleri topolojik uzay içerisinde üçüncü boyutta değerlendirir. Mavi saksıya dört ya da beş boyutlu bakabilme şansımız olsaydı saksı, muhtemelen bildiğimiz saksı olmaktan çıkacaktı. Bu durumda o saksıyı hiçbir şekilde bilmemiş olacaktık. Yani asıl gerçek, gördüğümüzden ve bildiğimizi söylediğimizden farklı olacaktı.

Şimdi şu ana kadar bahsettiğim felsefi ve bilimsel bilgi kavramını biraz daha gündelik bir kavram olarak değerlendirelim. Bir yıldan uzun süredir hayatımızda olan Covid-19 Pandemisi, ilk günlerinde kimseyi korkutmamıştı. Kısa süreceğini, etkilerinin hafif olacağını düşünmüştük. Bir süre sonra medyada bu virüse yakalanan insanlar hakkında bilgi paylaşılmaya başlandı. Edindiğimiz doğru bilgiler sayesinde pandemiye dair daha çok fikir sahibi olduk. Ölümcüllüğünü ve bulaşıcılık seviyesini öğrenmek bizi kaygıya, önlemlere itti. Fazlasıyla bilgi kirliliği olması da endişemizi tetikledi. Farklı kaynaklardan bilgi edindikçe farkındalık seviyemiz artar ve durumun sebep olabileceği olumsuz sonuçları da göz önünde bulundurmaya başlarız. Yani “gerçek” dediğimiz olgu yavaş yavaş bizi çevrelemeye başlar.


Bilgi kavramını akademik birikimden ziyade farkındalık olarak değerlendirmekten yanayım. Az önceki örnekte belirttiğim gibi, konular hakkında bilgi edindikçe farkındalığımız artar. Bakış açımız genişler, analiz etmeye başlarız ve bunun sonucunda önlem almamız gerektiğini işaret eden belirtiler gözümüze çarpmaya başlar. Tecrübelerimiz, gözlemlerimiz, başkalarından öğrendiklerimiz sonucunda edindiğimiz bilgiler, endişe ve kaygıya dayalı mutsuzluklar yaratabilir. Biz kaygılarımızı kontrol altına alabilirsek eğer, bilginin varlığı bizim için mutluluk kaynağı olacaktır. Ancak ufacık da olsa bir bilgi kirliliği söz konusu olduğunda işler tamamen değişir. O zaman ne kaygı ne de olumsuzluktur mutluluğumuzu zedeleyen. Yanlış bilgi gündemi gereksiz yere meşgul ettiği gibi insanların duygularıyla da oynar. Covid-19’a önlem olarak maske takılıp takılmaması gerektiğiyle ilgili medyada dolaşan haberler bunun en güncel örneğidir. İşte bu durumda bilgi kirliliği, hem duyguları hem de insan sağlığını olumsuz etkileyecek bir etken haline gelir.

      İnsan mutluluğuna zarar veren, bilginin kendisi değildir. Bildiklerimizin sebep olabileceği olumsuzluklar ve kontrolsüz bilgi mutsuz eder bizi. Çevresindeki her şeye karşı koşulsuz sevgi besleyen bir insanın, çevresinden bir kişinin onu sevmediğini öğrendiğinde düştüğü kaygı gibidir. Bir olumsuzluğa şahit olmuştur o kişi, daha fazlasının olup olmadığını öğrenmek ister. Öğrendikleri doğru mudur peki? Bu bağlamda kaygıları nedeniyle kendini mutsuz edebilecek gücü veren yine kişinin kendisidir. Edindiğimiz bilgiler olası olumsuzlukları işaret ediyorsa vakit kaybetmeden önlem almalıyız, kaybettiğimiz her zaman dilimi kaygımızı besler. Edindiğimiz bilginin doğruluğundan emin olana kadar gereksiz kaygılara kapılmamalıyız. Bilgi; çok değerli bir madendir, önemli olan onu doğru işlemek, doğru saklamaktır. Doğru işlendiğinde bilgi, hazine olur. Doğru saklandığında ise bu hazinenin sahibi bizler oluruz.