..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: umut2021

 Eser Sıra Numarası: 210225eser31






                                                              Perdenin Arkasındakiler


         İnsan, en çok ne zaman korkar? Küçükken perdenin arkasından çıkacak olağanüstü yaratıklardan, gençken sonucunu beklediği sınavdan, sonraları doların iniş çıkışından, yaşlandığında ölümden… Her biri kendi içinde önemlidir elbette ama bizler hep unuturuz. Gençler çocukluğunu, yetişkinler gençliğini, yaşlılarsa yetişkinliklerini unutur. Sanki herkes zamanında o yaratıktan hiç korkmamışçasına yaşar. Perdenin arkasındaki gerçeği öğrenmek için yanıp tutuştukları o saniyeler unutulur zamanla çünkü bizler hatırlamaktan çok unutmayı, bilmeyi değil cehaleti yeğleriz. Ne yazık ki, günümüzde de ne tam cahil ne de bilge olabiliyoruz. Kalabalık, gürültülü ve karmaşık bir hayatın içine doğru hızla çekiliyoruz ve kimse nereye gittiğini bilmiyor. Geleceğini görememekle birlikte geçmişte izlediği yolları da unutuyor. İşte bu durumda geriye değişmez tek bir gerçek kalıyor: Bilinmezliğin getirdiği yoğun huzursuzluk hali.

Bilinmezlik, yaşamımızın her döneminde karşılaştığımız bir kavram olmuş ve bizi ilk günkü tazeliği ile her yeni bir olayda selamlamıştır. Çünkü insan doğası gereği bundan bir sonraki saniyede yaşayacağını bilemez. Benim bu yazıyı yazarken ne zaman kalemimin ucunun kırılacağını veya telefonumun çalacağını bilememem gibi. Hayatta bu kadar fazla bilinmezlik varken nasıl olur da hala yaşamaya devam edebiliyoruz o halde? Nasıl oluyor da bu huzursuzluk haline rağmen mutlu olabiliyoruz? Neden her şeyden perdenin arkasındakinden korktuğumuz gibi korkmuyoruz? Öyle olsaydı sanırım hiçbir zaman mutlu olamazdık. Sürekli başımıza gelebilecek ihtimalleri hesaplar ve her şeyin sona ereceğinden korkardık. Yaşlanınca insanların artık ölümden korkması da bu yüzden olsa gerek. Acısıyla tatlısıyla geçen bir seksen yılın ardından artık bilinmesi gereken pek bir şey kalmamıştır geriye belki de. Perdenin arkasındakinin sadece rüzgâr olduğuna inanmış, gençken girdiği o sınavın üzerinden yıllar geçmiş, malın mülkün artık bir değeri kalmamıştır. Geriye kalan tek şey beklemektir. Her insanın öğreneceği son ve en gerçek bilgiyi: Ölümü.

Bizi mutlu veya mutsuz eden, sahip olduğumuz ve olacağımız bilgilerdir. Eğer şanslı bir insansanız birazdan hayatımızın en iyi haberini alıp havalara uçabilirsiniz. Peki ya tam tersi ise? Bu soru bile kötü bir haber almadan bizleri kaygılandırmaya yeterli olabilir. Bütün bunlara rağmen pek çok insan hayatının geri kalanında ne olacağını bilmek istemez. Bu belki biraz bilinmezlikle yaşamaya alıştığımızdan belki de merak duygusunun daha ağır basmasındandır. Aksi durumda “hayatımızın bilgisine” sahip olsaydık kimse hata yapmazdı. Herkes kendisi için olabilecek en mükemmel hayata ulaşmaya çalışmakla yine koca bir ömrü koşuşturmacalar arasında tüketirdi. Mükemmel hayata kimse ulaşamaz mıydı? Elbet bilgiyi doğru değerlendirip o mutlu hayata erişebilecek insanlar olurdu fakat dünya 8 milyar insanın hepsinin de mutlu olması için tasarlanmış bir adalet sistemine sahip değil. Hayatta her zaman kaybedenler ve kazananlar olacaktır.

Kaçmak her zaman daha kolay bir yolmuş gibi gelir bizlere. "Korkma!" "Kaçma!" "Saklanma!" derler. Çünkü bilmemek, her zaman beraberinde bir "keşke"yi de getirir. Öğreneceklerinden korkup kaçanlar ilerleyen zamanlarda, özellikle de hayat istedikleri gibi gitmediğine, hep geçmişte yaşanabileceklerden bahsedip hayıflanırlar. Hep hayatlarının ne kadar farklı olabileceğinden bahsederler. "O gün, o sokağa gitseydim…" "O gün, o kitabı yerden almasaydım…" "O gün, o sözü söylemeseydim…" Sonu hiçbir zaman gelmeyecek eksiltili cümleler ülkesi kurar; arafta kalmışlık duygusu, korkularımız, kaygı taşlarımızla kale duvarları öreriz. Bu cümleler insanın hayatı boyunca dolduramayacağı derin çukurlardır. Düşmandan saklanmak için başlangıçta güvenilir görünseler de kuyuların derinliğini ancak onların içine düştükten sonra anlarız. İçimizi kemiren o bilinmezlik hissinden ise ancak öğrenerek, deneyerek ve merak ederek kurtulabiliriz. Bana göre “cahillik mutluluk” değil, mutsuzluğun ve “keşke”lerin başkentidir.

     Bilginin değeri zamanla ölçülür, ödemesi mutlulukla yapılır. Zaman geçtikçe bilginin değeri katlanır. Mutluluk imparatorluğu kurabilmemiz ise hayata nereden baktığımızla ilgili. Keşke’ler yerine iyi ki’ler biriktirmek için korkmadan denemeli, öğrenmeli, merak etmeli, yanılmalı ve ne olursa olsun yine denemeli ve bilmeliyiz. Perdeyi kaldırdığımızda bizi o yaratıklar değil, güneş karşılayacak. Çünkü bilgi güçtür, güçlü insan da dünyanın en mutlusu...




önceki eser / sonraki eser