..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: umut1938

 Eser Sıra Numarası: 210226eser66





                                                             BİLDİĞİM MUTLULUK

               Varoluşun başlangıcından beri mutluluğun peşinde koşan insanoğlunun en iyi yardımcısı bilgidir değil mi? Çağlar boyunca insanlar, edindikleri bilgiler sayesinde hedefleri doğrultusunda kendilerine yollar açmış ve bu yollarda da pek çok ilişki ağları kurmuştur. Bu insanların bazıları gösterdiği çabaların sonunda istediğini elde etmiş, bazıları hedefine ulaşamadan hayatını yitirmiş, bazıları da mutluluğa ulaştıklarını sandığı anda yanılgıya düştüklerini fark etmiş ve hayatlarının sonuna kadar farklı mutluluk kaynakları aramışlardır. Peki, son gruba dâhil olan insanlar neden uğruna bu kadar çaba sarf ettiği hedeflerinden tam da ona ulaştıkları anda vazgeçmişlerdir? Bunun sebebi amaçlarına giden yolda öğrendikleri bilgiler olabilir mi? Bilgi gerçekten mutluluğa zarar verebilir mi?

Bu sorunun cevabını bulmak zor gözükse de aslında her başımızı çevirdiğimiz yerde birçok farklı örnek görebiliriz. Sanırım bu örneklerden saptaması en kolay olanı, çevremizde gördüğümüz yaşça büyük bireylerdir. Eğer içlerinden herhangi birisiyle beş dakikalığına bile konuşmuş bulunduysanız, yaş basamaklarını çıkarken edindiği bilgilerin yanında bu bilgilerin ona getirdiği keder ve hüznü fark etmişsinizdir. Bazıları bilginin beraberinde getirdiği laneti çevresindeki haksızlıkları, eşitsizlikleri gözlemlerken; bazıları da çok sevdiği birini eninde sonunda kaybedeceğini öğrendiğinde içini kaplayan korkuyu, endişeyi fark ettiğinde anlamıştır. Anlamıştır anlamasına ama öğrendiği bu bilgiler karşısında yılmış mıdır? Hayır, çünkü insanoğlu yaşadığı yıkımın aksine bilgiyle savaşmayıp bilgiyi benimsemiş ve bilgi tarafından gömüldüğü topraktan her şeye rağmen dimdik bir fidan olarak çıkmıştır. Bu örnekten çıkaracağımız ders: Evet bilgi mutluluğa zarar vermiştir çünkü her ne kadar bilgi insanı güçlendirdiyse de öğrenme aşamasında onu mutsuz etmiştir, ancak bu metinden çıkarılacak tek ders bu değildir. Bir başka örneğe geçelim, mesela bu kompozisyonun yazılmasına sebep olan sorunun en çok yöneltildiği ve birçoğumuzun etiketine bakıp geçtiği insanlara: Dahilere. Dahi denilince insanın aklına genelde muazzam güzellikte renk uyumuna sahip tablolar, anlaşılmaz kelimelerle dolu kitaplar ve sayısız röportajlar gelir, bir de depresif ruh halleri. İronik bir biçimde birçoğu da cahilliğin mutluluk olduğunu söyler. Peki, gerçekten mutsuzlukları öğrendikleri bilgilere mi bağlıdır? Gözlemlerime dayanarak en çok kullanılan örneklerden biri olarak Albert Einstein’ı inceleyebiliriz. Öncelikle kendisi bilim insanı olmakla beraber Nazi Almanya’sından kaçmış bir Yahudi’dir, yani nefretin var olduğu bilgisi ona çok erken yaşlarda etkisini göstermiş ve bir yük haline gelmiştir. Geçmişinin yanı sıra atomu parçalamasının ardından keşfinin- belki de insanlığın en zalim katliamlarını yaşatacak- bir silaha dönüştürülmesiyle bilginin bazen onu öğrenen kişiye değil, başkalarına acı çektirdiğini bizzat görmüştür. Tıpkı ilk örnek gibi, bu örnek de bilginin mutsuzluğa sebep olabileceğini hatta daha da kötüsü acıya sebep olabileceğini kanıtladı ancak örnekler bunlarla sınırlı değil. Bu sefer daha farklı ve daha da yoruma açık bir örneği ele alalım: Dervişleri. Derviş, kaynaklara göre yoksulluğu ve çile çekmeyi benimsemiş bir insandır. Bu tanımdan belki bilgi çıkabilir ancak mutluluk ile ilgili hiçbir şey çıkmaz diye düşünüyorsunuz değil mi? Aslında bu tanımın ve sanılanın aksine derviş, sadece çile çeken ve çektiği çilelere boyun eğmiş biri değildir. Aslında derviş, öğrendiği bilgileri çok iyi bir şekilde benimseyen ve onu manevi rahatlığa ulaşmak için kullanan kimsedir. Bu süreç, onu başlatan bilgiye kıyasla çok daha meşakkatlidir de. Genelde bilgiyi benimseyen bir derviş, öğrendiği bilgiler ve kazandığı deneyimler doğrultusunda kendini izole eder. Bazen kendini çıldırtacak kadar uzun bir sessizliğe mahkûm eder, bazen de günlerce bir kuşun yediğinden daha az miktarda yiyecekle beslenir. Peki, neden kendine bu zulmü yapar derviş? Öğrendiği bilgiler yüzünden mi? Yoksa öğrendiği bilgilerin yıkıcı etkisinden sonra fark ettiği güzelliklerden mi? Sonuç olarak derviş dediğimiz kimse; tıpkı ilk örnekteki gibi gömülmüş, sonra fidan açmış, çok daha sonra da güçlü ve heybetli bir ağaç haline gelmemiş midir? Artık dervişin üstünde bilginin lanetinden bir eser kalmış mıdır, yapraklarının üstünde toprak var mıdır?

         Bu metinde üç çok farklı örnek ve bu örneklerdeki bilginin etkisini inceledik. İlk örnek bilginin bizi kırıp geçtiğini ve gerçekten de mutluluğa etkisi olabileceğini gösterdi. İkinci örnek ise bilginin mutsuzluktan öte, bazen acıya sebebiyet verdiğini gösterdi. Üçüncü örnek ise ilk iki örneğe karşın, çok daha farklı bir anlam içeriyordu: Bilgiye sahip olan kişinin ve bilgininin kullanım şeklinin mutluluğa olan katkısına. Biliyorum ki pek çok kişi bu metinden pek çok farklı anlam çıkaracak, ancak bu metnin yazılmasına neden olan sorunun cevabı kendimce şudur: Bilginin özünde mutluluğa bir zararı yoktur, asıl zararı olan bu bilgiyi kullanan kişi ve bu kişinin amaçlarıdır.




önceki eser / sonraki eser