..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: polen1212

 Eser Sıra Numarası: 210226eser51




                         BİLGİ, HAYATA HAZIRLIKLI OLMAKTIR VE HUZUR VERİR

      Bilgi, vakti geldiğinde kullanmak için köşede biriktirilmiş para gibidir.

Uzun zaman boşa vakit geçirdiğinizi düşünebilirler. Çünkü sağınız solunuz kitap dolmuştur. Bunlar yerine derslerine çalış, ödevlerini yap, diyenler de çıkabilir. Siz, farklı şeyleri öylesine öğrenmeye ve araştırmaya meraklısınızdır ki; sizin bu farklı şeylere ilginiz, diğerleri tarafından bir konuya odaklanmamış imajı dahi verebilir. Bu, bazen aileniz olur bazen de arkadaşlarınız. Siz, öğrendiğiniz bu farklı şeylerle aslında okulda öğretilenlerin sizi hayata hazırladığını ve öğrenmeye çalıştıklarınızın alt basamakları olduğunu onlardan önce keşfetmişsinizdir.

Ailemin büyük bir kitaplığı vardı ki; hala var ancak ödünç verilip de gelmeyenler de olsaydı daha da iyi olurdu… Kitaplar çok farklı türlerde ve aynı kütüphane mantığıyla bölümlere ayrılmış durumda. Mitolojiden çocuk gelişimine, psikolojiden siyasete ve dünya yönetim stratejilerine, sosyolojiden dine, pazarlama ve reklamcılıktan roman ve şiir kitaplarına kadar.

İlkokul-lise döneminde kaliteli malzeme olmaması ve hijyen kaygısıyla annem sabahları okul için basit bir yiyecek hazırlayıp, yanıma koyardı. Basit olurdu çünkü; okulda yenilecek şeyin kuralları vardı. Bir: herkesin ulaşabileceği yiyecek, iki: kokusu olmayan, başkalarının canının istemeyeceği bir yiyecek, üç: pratikliği ile öğle teneffüsünü doldurmayacak bir yiyecek! Bu üçünün birleşimi, ekmek arası kaşar sonucunu ortaya çıkartıyordu. Eve geldiğimizde her istediğimiz şey serbestti. Kaşar-ekmek, okulda o anki açlığı bastırmak için bir araçtı sadece. Yanıma konan yiyeceğe rağmen her gün ya da gün aşırı harçlık verilirdi. Öyle çok büyük rakamlar değil. Ancak harcanmadığında iyi bir rakama ulaşıyordu. Okul çıkışlarında harçlığımın bir bölümüyle yabancı bir futbol takımının oyuncu kartlarını alıp, biriktirmeye başladım. Arkadaşlarımla okulda oyuncular, pozisyonları, performansları hakkında konuşurduk. Kızlar kendi aralarında erkek arkadaş, kıyafet, gezi planı konuşmaları yaparken bir kız olarak benim erkek çocuklarla bunları konuşuyor olmam, onlarla teneffüs olduğunda koltuğumuzun altında top, merdivenlerden uçarak okul bahçesindeki futbol ya da basketbol alanına koşuyor olmam onların garibine gidiyordu. Uzun zaman, arkadaşlık açısından olmasa da düşünce açısından dışlanmaya maruz kaldım. Kızlar, benim öylesine konuştuğum hatta kanka olduğum çocuklara yaklaşmak, konuşmak istiyorlardı ve duygusal beklentiler içindeydiler. Onların ulaşmak istedikleri, günlerce plan yaptıkları, konuşma metinleri hazırladıkları çocuklarla benim çok rahat iletişim kuruyor olmam onlarda rahatsızlık yaratıyordu.

Büyüdüğümde yurt dışı ve o kartlarını biriktirdiğim takımda olma hayalim yükseliyordu, hatta kendi kendime o ülkenin dilini öğrenmeye çalışıyordum. Tesadüfen o takımın kız çocukları için Türkiye’de futbol okulunun olduğunu öğrendiğimde havalara uçtum ancak büyük de bir maliyeti vardı.

Bir şekilde oraya ulaştım. Kendimi ve hedeflerimi anlatan küçük bir yazı yazdım. Elimde yazı ile okula gittim. Önce garip karşıladılar, çünkü sezon ortası ve seçme diye bir şey de söz konusu değildi. Kurumun müdürü mektubu okuyunca, takımın hocasına bir günlük antrenmanlarına katılmam için ricada bulundu. Sevinçten havalara uçtum ancak eğitimli kızların içinde bir günlük de olsa performans göstereceğim diye öyle mücadele ettim ki; antrenman sonunda dudaklarım mosmor ve kalbim de duracak gibiydi.

Günün sonunda benle kısa bir konuşma yaptılar. Sınıftaki çocuklarla teneffüste okuduğumuz oyuncu kartlarından bahsettim. Tuttuğum takımın oyuncularının hayat hikayelerini, kullandıkları ilaçları ve attıkları gollerle yaptıkları asistlere, ensesinden görsem ismini bildiğim gibi şeyleri konuştuk. Bir günlük macera ve geleceği imkansız görünen günün sonuna gelmiştim. Annemle konuşmuşlar, ilgim ve buna bağlı bilgimden etkilenmişler. Beni burslu olarak “seçilmiş kızlar” takımına aldıklarını söylediklerinde hem çok şaşkın hem de bir o kadar coşkuluydum. Okulda öğretmenlerim, erkek arkadaşlarım da aynı mutluluğu yaşadılar. Bir süre sonra teneffüslerde yavaş yavaş kız arkadaşlarım da bizle futbol oynamak için dahil oldular. Başkalarının yadırgadığı ve gereksiz gördüğü bilgi ile hala seçilmiş kızlarda sahada koşturuyorum, uçarcasına. Dilini öğrenmeye çalıştığım bir direktörümüz var, cesaret bulduğumda tercüman olmadan ona bir şeyler söylemek istiyorum…

Kitaplığımızın genişliğinden bahsetmiştim…Zaman zaman dünya yönetim stratejileri, tarih kitaplarını da okurdum. Dünyadaki salgınlar, daha önce ülkelerin yönetim ve yöneticilerinin başına gelmiş şeyler, algı yönetimleri, ülke yöneticileri ve krallar arasında gidip gelen bürokratik mektuplar gibi. Ailenin büyükleri anneme zaman zaman dünya yönetim stratejileri ve algı yönetimleri konuları için çocuklarla bu konular çok konuşulur mu, bunalıma sokacaksın, okuduklarını paylaşma bak onlar da merak edip, ağır şeyler okuyorlar, diye çıkışıyorlardı. İyi ki de okumuşum. Şimdi haberlerde bir şey anlatılsa gerçek mi yoksa algıya mı hizmet eden bir haber servis edilmiş fark edebiliyorum. İfadelerde bir yönlendirme var mı, baskın kelime nedir, yaşıma rağmen çözebiliyorum. Yani çevremi başkalarına göre daha iyi okuyabiliyorum.

Hayatta yalnızca gülerek mutlu olunmaz bence. Bilgi, nerede ne şekilde ihtiyaç duyacağımızı bilmediğimiz güzel bir birikim ve ben bunu nasıl kullanacağımı belirli bir düzeyde biliyorum ancak hala öğrenmeye devam ediyorum. Birçok şeyle karşılaştığımda, olay veya duruma öyle şaşkın ördek gibi bakmayacağımı bilmek beni rahatlatıyor. “İnsan, bilmediği şeyden korkar.” sözünü çok kullanır annem. Bence de… Bildiğin şey ya da tahmin ettiğin şey seni şaşırtmaz. Belki de başına gelmeden önce çözümünü de öğrendiğin bir şeydir ya da bildiğin benzer bir olaydan strateji üretebilirsin. Psikolojin çökmez. Aciz olup birilerinin omzunda ağlayayım diye düşünmezsin. Bilgi, insanı her anlamda güçlü kılar ve aslında sen diğerlerini görünceye kadar ne kadar da güçlü olduğunu fark edemezsin. Onlarsa seni, senden daha önce fark etmişlerdir. Özellikle de olaylar karşısında soğukkanlılığını! Hatta senden yardım istemeye başladıklarında kendini fark etmeye, durumu şaşkınlıkla karşılamaya ve aslında öğrendiğin ve yaptığın şeylerin yalnız kendine değil, başkalarına da yaradığını görürsün. İşte o zaman öğrenme hazzın daha da katlanır. Çünkü sen, gerçekte bir değil birkaç kişilik faydayla yaşıyorsun demektir. Bunu fark edebilmek bence çok önemli!

Covid-19 ile ilgili ilk haberleri aldığımızda birçok kişi korkma, çökme duygusu yaşadı. Bunun yalnızca bir salgın olduğunu düşünenlere hayretle bakıyordum. Bir kere salgın tarihi diye bir şey vardı, dünyanın rutiniydi ve biyolojik silah ise modern zamanların silahıydı. Ayrıca psikolojimi bozacak bir durum da ortada yoktu, sistemde kalmayı başarmam yeterliydi. Savaş stratejileri kitaplarında hiçbir savaşın da barışın da sorunun da sürekliliği olmadığı anlatılıyordu. Bu bir savaş bana göre ama sonsuz değil. İlk mi? Hayır. Son mu? Hayır! O zaman yapılacak şey yalnızca sistemde kalmak ve az zararla sahneyi kapatmak.

Bilgi, insanı belki bol bol güldürmez ancak huzur verdiği kesin. Çünkü hayattan beklenti boyutun, hayal kırıklıklarının düşük olması huzur için çok önemli. Herhangi bir karar vermen gerektiğinde daha bilinçli, hızlı ve üretken olabilirsiniz. Örneğin, alışveriş söz konusu olduğunda sırf ucuz diye Çin malı alıyor olmanız henüz Çin’in ata topraklarımızdan Doğu Türkistan’da soydaşlarımız Uygur Türkleri’ne ne eziyetler ettiklerini öğrenmemişsiniz, demektir. Okumaya bile gerek yok hatta bilgi edinmek için resimlerini görmeniz yeter. Sırf marka diye yabancı ürün kullanıyorsanız, kapanan işyerleri, işsizlik ve yoksulluk karşısında hayıflanmanız abes kaçar. Çünkü yerli üreticinin ölmesine siz de destek çıkmışsınız. “Başkasının gelir düzeyi beni ne ilgilendirir?” diye mi düşünüyorsunuz? Ekonomik sıkıntılar, hem suç hem de psikolojik bozulma oranlarını etkiler. Yani sokaktaki herhangi birisinin geliri, eğitimi, psikolojisi, sağlığı seni çok ilgilendiriyor. Öğrendikçe zamanınızı nasıl değerlendireceğinizi, planlamayı öğreniyorsunuz. Başka insanların herhangi bir durumda ve herhangi bir yerde sana verdiği tepki aslında hayata bakışının ve hayat ile olayları algılamasının, anlık psikolojisinin ya da açlık-tokluk gibi davranışı etkileyen kan şekeri seviyesinin bir sonucu. Böyle bir durumda herhangi birisinin bir tepkisi beni üzebilir mi? Her şeyi çok fazla kişisel almamamızı sağlar ki; bu da psikolojimizi sağlam tutar. Öfke ya da kin duymamızı engeller. Karşılıklı iki öfke şiddet doğurur. Bir öfke ise karşılık bulamadığında genellikle bir süre sonra son bulur. Çok önemli! Bu ve benzeri düşünen bir grup insan düşünün… Çevre, onu ne kadar etkileyebilir ve yıkabilir? Suyun ph değerini neden düşürüyorlar da sonra ph seviyesi yükseltilen suları pazarlıyorlar? Yıllarca florürlü diş macununu pazarlayan hangi düşünce ve niyet?

    Arkadaşlar hatta saygıdeğer büyüklerim, öğrenmekten korkmayın. Çocuklarınızın öğrenmesinden de korkmayın. Merak etmeyin; biz, aslında geleceğe adaptasyon çalışmalarından dolayı internet ortamında sizden daha fazla gelecek senaryolarına hazır ve cesur gençleriz. Hatta bizle oturup, konuşun; bakın sizin de dünya görüşünüz ne kadar çok farklılaşacak! Öğrenin ve öğretin; bu, size mutsuzluk getirmez, tam tersi işe yaradığınız duygusu sizi mutlu eder.




önceki eser / sonraki eser