..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: papatya1377

 Eser Sıra Numarası: 210226eser30



                                                                İNSANLIK İÇİN BİLGİ


         İnsan, açıkça diğer hayvanlardan farklıdır. Bunun sebebi insanın sadece temel hayatta kalma becerileriyle yetinemeyeceği bir noktaya evrilmiş olmasıdır. Artık araştırıp gelişme hedefiyle yaşıyoruz. Hep bulunduğumuz noktadan öteye gitmek istiyoruz. Çünkü merak ediyoruz. Merak ettikçe deneyimleyip öğreniyoruz. Yani, insan bilgiye açlığı ile ilerlemiş bir canlıdır ve bu onun belki de en önemli özelliğidir.

Bilgi paha biçilemezdir. Çoğu kişi bilmeyi sevdiği için öğrenir elbette, ama bir yandan da bilmek zorunluluk haline gelmiştir. Dikkatli bakarsanız insanın en büyük korkusunun bilmemek olduğunu görürsünüz. Biz anlayamadığımızdan korkarız. Ayrımcılığın çoğu da bundan doğmamış mıdır zaten? Hayatını korku ve şüpheyle yaşayan birisinin mutluluğundan ne kadar söz edilebilir? Buradan bilginin mutluluğa engel olmaktan çok mutluluğun yolunu açtığını söyleyebiliriz bence. Ancak bilmenin bize kattıkları şüphesiz bu kadarla sınırlı değil.

Günümüz şartları altında toplumun bir parçası olarak yaşayan bireylerin en büyük düşmanının cehalet olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim. Cahil insan boş bir kağıttır, kalemi tutan kişi üzerine ne yazarsa o olur. Güç arayanların başkalarının cehaletini kendi yararlarına kullandığına tarih sahneleri pek çok kez tanıklık etmiştir ve şüphesiz etmeye devam edecektir. Bilgisizlik dogmatizmi, bağnazlığı doğurur. Bir üst kişi veya grup tarafından manipüle edilip kendisine ait olmayan –ve çoğu zaman tehlikeli- düşünceleri takip etmeye koşullandırılmış bir kişi ne dereceye kadar mutluluk duyabilir ki? İnsanlık bilgiye ulaşmaya çalışmasaydı kesinlikle gelişemezdi. Tekerleği icat etmesek bacaklarımızın bizi taşıyamayacağı yerlerden bihaber, bulunduğumuz yerde tutsak kalacaktık. Ateşi kontrol altına almasak hala körü körüne bir bağlılıkla ona tapıyor olacaktık. Reform hareketleri yapılmasaydı kim bilir kaç kişi sırf okuma-yazma bildiği için bir kadının yakılmasına göz yumacaktı.

Bilginin insana getirdiği eşi benzeri olmayan sevinçten de bahsetmek istiyorum. O kadar eşsiz bir his ki bu. Sadece insana özgü bir haz. Ancak bizim elimizdekiyle yetindiğimiz ne zaman görülmüş? Hep daha fazlasını, ilerisini istiyoruz. Yetmiyor Ay’a ayak basmamız, bu sefer Mars’a yöneliyoruz. Bizdeki bu araştırma isteği tatmin olma arzusundan geliyor olmalı. Bir kişi yaptığı deneyin sonucunun kötü olmasına üzülmektense bir sonucu olduğuna sevinmiyor mu? Yeniden başlamaya heves etmiyor mu? Bizim bilgiye açlığımız o kadar derin ki kafasına takılan sorulardan uykusu kesilenler var. Çocuklukta başlıyor bu merak. Küçük çocuklar çevrelerindeki her şeyi anlamak istiyorlar, akıllarına yatan cevaplar alana kadar uğraşıyorlar. Saf bir merakla bize saçma gelen soruların bile cevabını arıyorlar. Arasınlar! Onların öğrenme isteği nasıl zararlı olabilir? Her türlü bilgiye açıklar, imkânsız denilenlere kapatmamışlar kendilerini. Öğrendikleri onları tutsak etmiyor. Bu da değineceğim başka bir nokta.

İnsan analitik düşünme becerisine sahip bir canlı. Bildiklerini tartıp tercih ettiği yolda yürüyebiliyor. Ama seçeneklerini bile bilmeyen bir kişinin yaptığı seçim ne kadar geçerli sayılabilir? Ne yaptığının farkında bile olmayan birisin alacağı kararlar ona ne kadar memnuniyet getirebilir, bilmiyorum. Çünkü bilgi güçtür. İnsana kendi hayatının kontrolünü verir. Bulunduğu noktayı ve arkasında bıraktıklarını gösterir. Yolun ilerisinde onu bekleyenler hakkında bir fikir sağlar. Ve belki de aklına bile gelmeyecek olan yolları açar.

Ben gerçekten kötü bilgi olduğunu düşünmüyorum. Kötüye kullanılabilecek bilgiler var elbette, ama bunlar aynı şekilde iyi için de kullanılabilir. Bildiklerimiz, insan eline geçen her şey gibi çift taraflı. Tuttuğuyla ne yapacağını seçen kişinin kendisi. Ama bilgiyi kategorize etmek, bazı şeyleri bilmek insana mutsuzluktan başka bir şey getirmez demek yanlıştır. Kişinin elindekileri, bildiklerini, kullanarak daha parlak bir geleceğe doğru adım atmayacağını nereden bilebiliriz? Ki dürüst olmak gerekirse ben insanoğlunun kendisine zarar vereceğini düşündüklerini bile inatla araştıracağına inanıyorum. “Kutunun içine bakma, göreceğini beğenmezsin” denildiğinde keskin bir merağa esir oluyor, söylenilene inat daha da bakma hissi duyuyoruz ya, bu bize bizim hakkımızda çok şey söylüyor bence. Biz öğrenmekten kaçamayız ki.

      Ufkumuz şu an bulunduğumuz gezegenin bile ötesine uzanıyor. Ateş avucumuzun içinde. Doğruyu yanlıştan ayırabiliyoruz, gerçek ve hayal arasındaki farkı görebiliyoruz, iyi ve kötünün ne olduğunu biliyoruz. Çevremizde olanları anlayabiliyoruz. Geziyoruz, okuyoruz, merak edip araştırıyoruz, öğreniyoruz. Farkındalığımız, özgür bir irademiz var. Seçim yapabiliyoruz ve bilmeyi seçiyoruz. Bilme arzusunu içimizde sönmek bilmeyen bir ateş gibi hissediyoruz, öğrenmemin hazzına bağlanmışız. Bilmeyi seviyoruz. Bu mutluluk değilse nedir?