..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: mantar6222

 Eser Sıra Numarası: 210225eser24


            

                                                         Dünyaya Şahit Olmak

     “Neyi gerçekten biliyoruz ki zaten?” diye mırıldanıyor. Ayaklarını uzattığı gölde hafifçe çırparken, suyun içinde karışan toprağı izliyor yeşil gözleri. “Bunca çaba, yorgunluk, stres, telaş... Bunca yükü neden omuzlanıyoruz ki? Bilmiyoruz. Hiçbirimiz, hiçbir şey bilmiyoruz.”

Başını, sıcak güneşin pırıl pırıl parlayarak doğayı selamladığı göğe kaldırıyor. Yüzünde sımsıcak bir duygu tenini kamaştırır gibi gezinirken hafifçe gülümsüyor. Elbisesinin açıkta bıraktığı pembeleşmiş omuzlarını esnetirken devam ediyor konuşmasına. “Hayat bir karmaşadan ibaret. Hiçbir zaman her şeyi bilemeyecek olmak kaygı verici olabildiği gibi bilgisizlik rahatlatıcı olabiliyor. İnsan bilirse mutsuzluktan bilmezse cahillikten korkabiliyor bazı geceler. Bu dünyada bu hisleri yaşayan ilk insanmış gibi...” Yanında uzanan adam çıplak ayaklarını kendine çekerken doğruluyor. “Yine ne anlatıyorsun?”

Küçük piknik alanı sessiz, kuşlar çimlerin üzerinde zıplayarak şarkılar söylüyor. Gölün sonundaki çitin ardındaki caddede insanlar doğanın güzelliğine bir kere bile dönüp bakmadan hızlı hızlı adımlarla yürüyor. Herkesin yüzünde sert, duygusuz, demir gibi keskin ve ölüm kadar soğuk bakışlar yer bulurken bununla orantılı bir şekilde kaşlarının çatılması kırıştırıyor ciltlerini. Ufacık bir köpeğin parlak siyah gözleri insanların yüzündeki karanlığı dağıtmaya yetecek olsa da insanoğlu hayatın hep mutlulukla bezenmesi gerektiğine inanıyormuş gibi umutsuzluğu kaldıramayan omuzlarını düşürüp asfaltı izlemeye devam ediyor.

Kız gülümsüyor, “Hiç anlamıyorsun değil mi?” İşaret parmağını dramatik bir şekilde adamın göğsüne vuruyor, “Sen bir hiçsin.” Adamın kalın kaşları çatılıyor, o da kalan herkes gibi kendisini bu koskoca galaksi içerisinde bir yeri olduğuna inandırmış belli ki.

“Bilmek incecik ipin üzerinde yürümek gibidir oysa, hiçbir zaman sonu gelmeyen. Bazen de uzun bir uykudur. Bir gün uyandığımızda o güne kadar öğrendiğimiz her şeyin yanılsama olduğunu keşfetmemiz her zaman ihtimaller dahilindedir.”

Elbisesinin eteklerini yavaşça topluyor kız, gölün etrafındaki patikada çıplak ayaklarıyla hızlı hızlı yürümeye başlıyor.

“Kafasını elleri arasına alır, düşünür de düşünür insanoğlu. Koskocaman uzayın içinde küçücük bir nokta kadar bile yer kaplamıyorken varlığı, düşünür de düşünür hayattaki başarısızlıklarını. Önümüzdeki altı milyar yıl içinde birbirine çarpacağı düşünülen iki galaksiden birinde, betonlar arasında sabah sekiz akşam beş çalışarak ömrünü tükettiğine üzülür durur ama bir türlü küçültemez gözündeki varlığını. Kabul etmez bir türlü onun başına ne gelirse gelsin dünyanın hiç durmadan dönmeye devam edeceğini, bir gün annesini kaybedeceğini, o çok istediği arabaya ondan önce bir sürü insanın sahip olabileceğini ve tuttuğu takımın kaybetmesine sebep olan şeyin taraf tutan bir hakem değil, takımının yaptığı hatalarla gerçekleştiğini. Her şeyi bildiğini, bu kadar çok bildiği için hep mutsuz olduğunu söyler durur. Kendisini bu fikre o kadar inandırır ki, bilmenin getirdiği bilinci yanlış kullanır durur. Pencereden insanlara bakar, otobüste beraber yolculuk ettiği yolculara, işteyken iş arkadaşlarına bakar. Tek gördüğünün tüm gün saatlerce çalışarak hakkının yarısı kadar bile olmayan maaşıyla ailesine bakmaya çalışan, beton duvarlar arasında ufak farklar dışında benzer hayatlar yaşayarak ortak bir mutsuzluk bulutunun altında yaşayan tıpkı kendisi gibi mutsuz insanlar olduğunu sanar. Oysa bilmek, dünyaya şahit olmayı sevdirmelidir.”



Adam kafasını gülerek sallıyor kızın söylediği sözlere. Arkasından yürürken sanki o küçük bir çocukmuş ve hiç bilmediği bir şarkının sözlerini uyduruyormuş gibi dinliyor adam. Yaşadığı hayata uyarlayamıyor söylenenleri. Algılarını, hep, çok bilmek, dünyanın çok farkında olmak kapatmış sanıyor.

“Sessiz bir pazar günü kanepede uzanırken kapalı gözlerini aydınlatan beyaz gün ışığını göz kapaklarıının hemen üzernde hissetmek, soğuktan uyuşan elini sıcak çay bardağına sımsıkı dolamak değil mi mutluluk? Annenin kahkahası...”

Kız duraksayıp nefes nefese adama dönüyor. “Annemin kahkahası...” diye mırıldanıyor gülen gözleri bir anlığına perdelenirken. “Hatırlıyor musun?”

Adam dudaklarını zar zor kıpırdatıyor, “Unutmak mümkün mü?”

“Hatta, başım ağrıyorken hissettiğim acı bile... Buradasın diyor bana, belki bunca galaksinin içerisinde bir nokta kadar bile yer kaplamasa dahi varlığım, o acı hissi hatırlatıyor bana yaşadığımı, bu hissi yaşayabilmememin sebebinin bir insan olarak hala hayatta olabilmem olduğunu. Acıyı tanıyacak bilince sahip olmak bile mutluluk getirmeli bilge insana. Kimsenin çıkmak için uğraşmadığı bir mağaranın içinde bir kişinin acının kötü ve mutsuzluk verici olduğunu söylemesi, o sesin aksetmesine yeterlidir. Kimse de çıkıp demez, bak bugün insansın sen, nefes alan, hisseden birisin. İyi hissetmemek her zaman mutsuzluk getirmeli mi? Hep iyi hissettiğin ve hiç zorlanmadan yaşadığın bir ömür gerçekten yaşamaya değer mi?”

Duruyor ve adama dönüyor kız, saçları karışmış bir halde. Hızlı konuşması sebebiyle çiçekli elbisesinin hafif kumaşı inip kalkan göğsüyle bir ahenk içerisinde.

“Hayat bir karmaşadan ibaret ama onu yaşamaya değer kılan bu değil mi zaten?”

Nefesini toparlayamadığında gözleri kararıyor biraz, duruyor o yüzden. Etrafı izliyor, çiçeklerin üzerinde aceleyle polen toplayan arıları izliyor. Ellerini saçlarının içerisinden geçirerek terlemiş saç diplerini aralıyor kız.


“Gel bugün seninle bir ağaca tırmanalım.” Adamın daha önce almadığı türden bir teklifti bu. En son ne zaman ağaca tırmanmıştı sahi?

“Rüzgara karşı ayakta duralım, bırakalım saçlarımız her gün yaptığımız gibi mükemmel gözükmesin bugün. Bırakalım her gün takındığımız o yapay gülümseme bizimle olmasın bugün.

O kadar çok olasılık var ki dışarıda, kalbim güm güm atıyor. Nefesim boğazımda tıkanıyor ve sanki artık nefes almamı istemiyormuş gibi orada uzun bir süre kalıyor. Ellerimi havaya kaldırıyorum kalabalığa giriyorum. İnsanları izlemek istemiyorum artık, güzellikler onlarla, akışına bırakmak, kalbimi apaçık tutmak istiyorum dünyanın tüm güzelliklerine. Şahit olmak istiyorum hem kötülüğe hem iyiliğe. Sormak istiyorum Afrika’da su bulmak için saatlerce yürüyen on yaşındaki çocuğa neler seni güldürür diye? Sormak istiyorum varlıklı ailelerin mutlu görünen çocuklarına bu gülümseme kalbinin en güzel köşesinden mi kopuyor, yoksa o da mı satın alınmış diye? İnsanları önceden yaptıkları ve hala yapıyor oldukları her şey için kucaklıyorum. Kötü sonlara inanmıyor değil kalbim, onları çoktan kabullendim. Onların varlığının iyiyi ortaya çıkardığını biliyorum. Hissettiğim şeyi tüm insanların hissetmesi gerektiğini düşünecek kadar saf kaldım çok uzun süre. Artık dünyanın verdiği bilgilerin sebebini anladım. Dünya onu görecek, ona şahit olacak birilerini bekliyor. Mutluluğunu beşeri unsurlara bağlamayarak yaşayan cesur insanları...”


    Sonra uzun uzun susuyor. Bir çocuk grileşmiş ruhların arasından koşuyor, elindeki rüzgar gülüne bağlı kurdeleler, dünyanın renklerini birbirine karıştırıyor. O an dünyadaki bilgeliği yaşayan iki kişi oluyor o çocuk ve kız. Varlıkları bir kelebek gibi hafifleşiyor, dünya ile kurdukları bağı kanatlarından yayılan esinti güçlendiriyor. Bilginin mutluluğuna varamayan sıradan insanlar içinse dünyadaki bir gün daha böyle bitiyor.



önceki eser / sonraki eser