..




Konusu:

Bilgi mutluluğa zarar verebilir mi?


 Yazar Rumuzu: goncagül0943

 Eser Sıra Numarası: 210226eser71




                                                                    BİLGİ VE MUTLULUK

     Bilmek ya da bilgi nedir? Kimileri için cehaletin insan doğasında yarattığı susuzluğu gidermek için kana kana su içtiği bir kaynak, kimileri için güçsüz olarak doğan insanoğlunun doğaya egemen olmasını sağlayan bir araç... Her şeyden önce bilen öznenin, düşünsel veya nesnel varolan ile kurduğu bağ sonucu ortaya çıkan üründür bilgi. Bilme dediğimiz eylemle bilgi dediğimiz düşünsel sureti ya da formu soyutlar ve kavrarız.

Peki mutluluk nedir? Belki iyi bir okula gitmek gibi maddi yönü olan belki de kitap okumak, müzik dinlemek gibi manevi yönü olan bir duygu... Ne olursa olsun bilgi ve mutluluk kavramları arasında kuvvetli bir ilişki olduğu aşikâr. Üzerinde düşündüğüm nokta ise bu bağlantının annesine muhtaç bir bebek gibi mi yoksa aynı kutupların birbirini itmesi gibi mi olduğudur. Muhtemelen bu sorgulayış alelade bir soru ve üstünkörü bir cevapla geçiştirilebilecek kadar sığ değildir. Bunun sebebi çok açıktır. İnsanların en bilgiye tutkunu bile bilgiden korkar çünkü bilgi, içine istediğinizde dalıp hiç kirlenmeden çıkabileceğiniz bir tatlı su gölü değildir. Bilgi; dalgalı, hırçın ve tuzlu bir denizdir. O denizden siz çıkmak isteseniz bile akıntı, sizi daha derine sürükleyebilir. Gerçekten bilmeye başladığınızda ölene kadar bilgiye muhtaç ve öngörülemez bir hayatın içine dalarsınız. Bilmek, kumara da benzer, öğreneceğiniz bilgilerin sizi mutlu edip edemeyeceğini bilemezsiniz.

Bilmek, bir taraftan insanın ruhunu beslerken, diğer taraftan insanı kuşkuya düşürür. İşte kuşku, bir insanın zehri içmesi gibidir. İnsanı içten içe öldürür ancak bu zehrin tek panzehri de bilgidir. Bu, dünyanın görüp görebileceği en insani ve çözülmesi en zor paradoksu olabilir. Bununla aynı doğrultuda neredeyse emin olabileceğim bir diğer nokta, bilgisiz insanın korkuluktan farkı olmamasıdır. İnsan böyle dünyaya gelir, bekler, öylece durur ve gider. Bilgili insan ise kafasını etrafına çevirir ve güneşin doğup batışını bile her gün olan sıradan bir olay olarak görmez; ondan anlamlar çıkarır ve bilmenin beraberinde getirdiği merak ve kuşku ile sürekli sorgular, sorguladıkça hayattan tat alır ve hayatı anlamlandırır.

T ürklerin töresini anlatan kadim eserlerden biri olan Kutadgu Bilig’de insanın mutlak olana Allah'a ve mutluluğa erişmesi için gereken unsurun bilgi olduğu savunulur. Bu eşsiz eserin bütününde imgelerle oluşturulan bir anlatım vardır. Alegorik olan bu ilginç anlatımda bize verilmek istenen mesaj, mutlu olmak için insanın zihninde maddi varlığını ve hırslarını yok etmesi, kendisini gerçek bilgiye adamasıdır. Türk edebiyatının en eşsiz olan ve bilge bir tutum sergilenen eserinde mutluluğu getiren unsurun ilim ve bilmek olduğu savunulur. Bunun aksi olarak "Fazla bilmek mutsuzluk getiriyor. Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara." demiştir Zülfü Livaneli. Bu iki anlamı incelediğimizde Fikir ayrılığım net olarak görürüz. Bu iki eser aslında Türkçe olması dışında pek de ortak özellik bulundurmaz.

Genç Werther’in Acıları kitabında da Goethe “Biraz olsun umursamaz biri olabilseydim, şu dünyada benden mutlusu olmazdı” cümlesiyle mutlulukla ilgili Zülfü Livaneli’nin sözünü destekler bir tutum sergilemiştir. İnsan bilginin getirdiği gücün yanında ortaya çıkan risk ve tehditlerin farkına vardıkça mutluluğuna gölge düşecektir. Bu gibi örnekler sorduğumuz soruyu basitleştirmek yerine sorunun derinleşmesine neden olmuştur. En ünlü yazarlar ve düşünürler bile basit gibi görünen bu soruya birbirinden farklı açıklamalar getirmişlerdir çünkü zihinsel durum ve duygulara yönelik bu sorunun cevabı felsefi ve özneldir. Öznel kavramların yorumlanması bizi sonsuz sayıda soru ve cevaba götürebilir. Bu karmaşa ve sonuçsuzhık bizi, sorumuz üzerine kompozisyonlar yazılacak bir konuma getirir ki bu konu hakkında kompozisyonlar da yazsak, geçmişe gidip en tanınan filozoflarla sohbet de etsek bu sorunun cevabı her dakika yeniden değişecektir. Her dakika bir tez üretilip yine o tez aynı dakikada çürütülecektir.

     Sonuç olarak sorgulayışımızda muhtemelen tutarlı, net ve çürütülemez bir cevaba ulaşamayız. İnsanın yaşadığı döneme, işine, zevklerine, yaşadığı kültüre ve hatta hayattaki şansına göre bu sorunun cevabi sürekli değişir. İşte tam burada bu çözülemez paradoksun içine bir kere daha dalarız. Çünkü bilgi olmadan bu sorulara cevap veremeyiz ancak öğrendikçe, bildikçe, farklı bakış açılarından baktıkça önce bilgimiz, sonra bilgilerimizle temellendirdiğimiz sorular ve cevapları da sürekli değişir. Bana sorarsanız ve bu soruya ısrarla bir cevap vermemi isterseniz şunu derim: "İnsan bilgisizken gerçek anlamda mutlu olup olmadığını bilemez, fakat bilgi ile gelen ve daha derin kavranan mutluluk yada mutsuzluk, her zaman daha gerçekçidir.”




önceki eser / sonraki eser